Bazen düşünüyorum da 'acaba sorun ben miyim, insanlarla uzun ilişkileri devam ettiremiyor muyum, ne zaman görmezden gelip olgunlukla karşılayacağım' sorularına cevap arıyorum. Sonra da diyorum ki galiba hayat böyle, sanırım içinde anlam aramaya çalıştığım şey hayatın akışı. Hayat akıyor ve akarken de kişileri değiştirmesine adapte olamıyorum. Hangimiz oluyoruz ki? Adapte olabilen var mı? Olsa olsa anlam yüklemeyen vardır. Bazılarımız (ben de bu grubun içindeyim) insanları en değerli yerlere koyuyoruz, ya ailem gibi olur ya da hiç hayatımda olmaz felsefesi. Halbuki niye bu triplere giriyorsun, hayatında mı? Evet. Daha ne istiyorsun, neden her şeyini seninle paylaşsın istiyorsun? Hayatımla ilgili yoluna koymam gereken şeylerden biri işte bu sorular. Bunlara cevap bulup dengeyi kurduğum zaman her şey daha az yıpratır olacak biliyorum. Yazmadığım süre boyunca bu dengeyi kurmaya çalışıcam. Tabii kafa dağıtmak için okuduğum kitaplar ve yeni başladığım güzel dizileri de izliyor olabilirim.
Şimdi "Kitap kafa dağıtmak için mi okunur?" gibisinden başlık da açılır ama (bu yazıdan epey başlık çıkacak gibi görünüyor) ben böyle düşünmüyorum. Yani kitap okunmalı, kafa dağıtmak için değil ilerlemek için okunmalı. Tabii hayatınızın kafa dağıtmaya ihtiyacınız olduğu döneminde değilseniz. Son olarak madem bitiricez konuya başladığımız noktadan bitirelim. II.Yeniciler. O dokunaklı dizelerden bahsedince yazmadan geçilmez.
Her şey nasıl bitiyor?
Nasıl yabancılaşıyor insanlar?
Hiçbir şey olmamış gibi.
Birlikte yemek yer miydik?
Nerelere giderdik?
Şakalarımız nasıl şakalardı?
Kavgalarımız?
Sesi nasıldı sesi?
Unutmak değil, başka bir şey bu.
| Cemal Süreya |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder