30 Ağustos 2015 Pazar

KOCA YAŞLI ŞİŞKO DÜNYA


Bu yazımda kendi ufak yaralarını "en büyük acıyı ben yaşıyorum" diye abartarak anlatan insanlardan bahsetmek istiyorum. Niyetim kimsenin derdini küçümsemek değil, kesinlikle ama yarayı açanın yaram var diye ortalıkta gezinmesi sinirlendiriyor. Bunu bitmiş bir aşkın ardından falan yazmıyorum yalnızca iki insanın ilişkilerinde bir kopma meydana geldiğinde can yakanın canım yandı diye dolaşması üzerine yazıyorum, tüm canı yananların adına diyelim. Elbette yanlışlar çift taraflıdır bir olayı sen suçlusun sen suçsuzsun diye ayırıp konuyu kapatamayız. Yalnız, yüzleşme vakti geldiğinde de hatayı yapan "aa senin de mi canın yanmıştı, ben böyle düşünememiştim bak" diyince ben de şarteller atıveriyor efenim, sizi bilemem. Diyeceğim o ki, hatayı yaptıktan sonra ortalıktan tüymeyin hadi ortalıktan tüydünüz hatayı zamanında telafi etmeyi bilin. "iy bin dişinimidim" ayaklarına yatmayın, şu koca dünyada kalbi olan ve kırılabilen tek insan siz değilsiniz. Ne kadar insan varsa o kadar hikaye var bir o kadar da yaşanmışlıklar... Sadece "ben" diyip kenara çekilip beklemeyin. Özellikle düğümü meydana getiren sizseniz hiç çekilmeyin çünkü çözmesi gereken sizsiniz. Siz çözmeye çalışırken mutlaka diğer insanlar da karşı taraf da yardımcı olur. Eğer canı yanan tarafsanız da boş verin, hayat kısa ve hiçbirimiz kırılıp ağlamaya gelmedik. Şunu da unutmayın hata yapan affettikçe hata yapmaya devam ediyor, taviz tavizi gerektiriyor. 

Bir yazımızın daha sonuna geldik ama hazır böyle sinir bozan bir konudan bahsetmişken şirin bir şarkıyla yazıyı bitirelim. Bu şarkıyı yeni keşfetmiş olmak beni biraz üzdü ama olsundu. 


26 Ağustos 2015 Çarşamba

Evet sayın okuyucu, başka bir kendini boşlukta hissetme serüveninde daha bir aradayız. Az önce eski USB'mi buldum, eski arkadaşlarımla olan eski fotoğrafları görmeye hazır mıyım diye kendime sormadan direk açtım. Neyse ki içinde yalnızca II.Yeniciler ödevim varmış. Bu arada II.Yeniciler'i de çok severim. Her birine ayrı bi' saygı ve merakım var. Uzun uzun düşünmeme sebep olan kimi dizelerinden bahsetmiyorum bile. (Dur bunu da başka zaman yazalım.) 
 Bazen düşünüyorum da 'acaba sorun ben miyim, insanlarla uzun ilişkileri devam ettiremiyor muyum, ne zaman görmezden gelip olgunlukla karşılayacağım' sorularına cevap arıyorum. Sonra da diyorum ki galiba hayat böyle, sanırım içinde anlam aramaya çalıştığım şey hayatın akışı. Hayat akıyor ve akarken de kişileri değiştirmesine adapte olamıyorum. Hangimiz oluyoruz ki? Adapte olabilen var mı? Olsa olsa anlam yüklemeyen vardır. Bazılarımız (ben de bu grubun içindeyim) insanları en değerli yerlere koyuyoruz, ya ailem gibi olur ya da hiç hayatımda olmaz felsefesi. Halbuki niye bu triplere giriyorsun, hayatında mı? Evet. Daha ne istiyorsun, neden her şeyini seninle paylaşsın istiyorsun? Hayatımla ilgili yoluna koymam gereken şeylerden biri işte bu sorular. Bunlara cevap bulup dengeyi kurduğum zaman her şey daha az yıpratır olacak biliyorum. Yazmadığım süre boyunca bu dengeyi kurmaya çalışıcam. Tabii kafa dağıtmak için okuduğum kitaplar ve yeni başladığım güzel dizileri de izliyor olabilirim. 
Şimdi "Kitap kafa dağıtmak için mi okunur?" gibisinden başlık da açılır ama (bu yazıdan epey başlık çıkacak gibi görünüyor) ben böyle düşünmüyorum. Yani kitap okunmalı, kafa dağıtmak için  değil ilerlemek için okunmalı. Tabii hayatınızın kafa dağıtmaya ihtiyacınız olduğu döneminde değilseniz. Son olarak madem bitiricez konuya başladığımız noktadan bitirelim. II.Yeniciler. O dokunaklı dizelerden bahsedince yazmadan geçilmez. 

Her şey nasıl bitiyor? 
Nasıl yabancılaşıyor insanlar? 
Hiçbir şey olmamış gibi.
Birlikte yemek yer miydik? 
Nerelere giderdik? 
Şakalarımız nasıl şakalardı? 
Kavgalarımız? 
Sesi nasıldı sesi? 
Unutmak değil, başka bir şey bu.

Cemal Süreya

31 Aralık 2014 Çarşamba

365/365

Eveet, stresli, mutluluklu, hareketli, yeni insanların hayatımıza girdiği ve bazı insanların hayatımızdan çıktığı koca bir seneyi daha devirdik. Tabii ben ve benim gibiler için yeni yıla girmek ne denli mutluluk verdi bilemem çünkü öyle bir yerdeyiz ki geçen saatler bile bizim için ürkütücü. Uyanılan her yeni sabahta sınava biraz daha yaklaşıyoruz ve bu hiç hoş değil. Her yeni üniversite tanıtımında 'Acaba?' diye düşündüren, her yeni insanla fikirlerimizi değiştiren, bu sıkıntıdan geçen herkesin saatlerce oturup bu konu hakkında usanmadan konuşabileceği şu dönem geçse de kurtulsak diyemiyorum ama bir gün diyeceğimi umuyorum. Diyebilmek için de hazır olmak gerek. Dilerim şu sayılı günlerde bu değişimi yaşarım ve ben de diyebilirim. Senenin ortasında 'Neyse buradan gidiyim de varsın istemediğim olsun.' diyerek değil, 'Gönlümden geçen oldu.' diyerek bulunduğum şehri terk etmek istiyorum. Aldığım kilolar, yarı uykulu yarı uykusuz tam sersem geçirdiğim günler, girdiğim bunalımlar ve koca bir senem değsin istiyorum. Ayrıca sene içinde yanımda olan, stresimi paylaştığım, birlikte güldüğüm, birlikte üzüldüğüm arkadaşlarım için de aynısını diliyorum.
   Umarım yeni yılın her yeni günü bizler için verimli geçer ve yolun sonu hepimiz için güzel olur. Umarım tam bir sene sonra tekrar yeni yıl için, dilediğim üniversitenin öğrencisi olarak burada yazımı yazarım. Umarım bu sene hepimiz için güzel dönüm noktaları olan, yüzümüzün güldüğü, farklı deneyimler yaşadığımız ve güzel insanlar tanıdığımız bir sene olur. UMARIM!
                                                         HERKESE İYİ YILLAR!



8 Haziran 2014 Pazar

MERHABA TEMALI

 Öncelikle herkese selam!! Uzun zamandır "Açsam mı açmasam mı?" kararsızlığı yaşadığım ve 12.sınıf olma stresini yaşayacağım koca bir yılın dizi izleme, kitap okuma, müzik dinleme veya bu gibi şeylerle geçmeyeceğini; günlük tutma durumunun da beni tatmin etmeyeceğini anladığım an da kendimi bu yazıyı yazarken buldum. Artık bir yerden başlamak gerekiyordu malum insan sürekli sinirlenen, sıkılan, kararsız bir canlı... Bu kötü enerjiyi buraya harcamaya karar verdim. Tabii iyi anlarımı da yazacağımı umuyorum. Şimdilik bu kadar giriş yazısı yeterli. Mutlu günler dilerim!!!